Evimdeyim, huzur bulduğum yerdeyim 2 buçuk ay da ne çok özlemişim herkesi.
Her zaman ki gibi salona oturdum. Burada yeniden başlıyorum kafamdakı sorulara. Solumda çocukluğumdan beri en sevdiğim manzaram var. Tüm gün uyudum nerdeyse yol yorgunluğu falan derken. Uyandım ama yine yorgunum. Uzaklaşmanın verdiği o cesaretle düşünüyorum sadece.
Ne zaman yoruldum ben bu kadar. Beni yazmaktan alı koyan şey neydi ? Konuşulacak şeyleri her seferinde ertelemek mi. O gerçeklerle yüzleşmekten korkmak mı? Bilmiyorum..
Varlığımı yokluğuna emanet ettiğim adam. Umarım yanılıyorumdur senin hakkında.
Çünkü ben yanılmıyorsam senden kalbim fena yara alacak ,aklım bir başkasını bir daha böyle sevmeyecek.
Çünkü ben yanılmıyorsam buz kesicek yine ellerim , o soğuk yalnızlıkla karşı karşıya kalacak göz bebeklerim , kanım çekilecek. Yürümeye mecalım kalmayacak. Sözlerim yol olacak gidişine.
Çünkü gösterdi hayat bana küçük gibi görünen şeylerin sırtımda taşıyamayacağım kadar ağır birer yük bıraktığını..
Aslında hiç bir şeyin geçmediğini.
Aşkın çabuk yara aldığını.
Herşeyin yarım kaldığını..
Moleküler biyoloji uzmanı olan Lan Gray bilimin kanıtlanabilir olduğunu savunur , bu yüzden hiç bir dine inanmaz . Taki karşısına sofi çıkana kadar. Göz fotoğraflarını çekip araştırma yapmak en büyük tutkusu olan Lan Gray. Cadılar bayramında tanıştığı Sofinin gözlerinin fotoğrafını çeker, ve çok etkilenir. Aralarında birşeyler geçtikten sonra Sofi kayıplara karışır. Bunun ardından ona aşık olan Gray Sofi'nin tek bir göz fotoğrafından onun peşine düşer.Hikaye inanılmaz sürükleyicidir. Oyunculara göz aşinalığınız yoktur fakat,kurgusu sizi izlemeye itecektir.
2014 yapımı olan bu filmin İmdb puanı 7.2 dır.
Sınavlardan sonra gelen yorucu haftasonumu bu filme ayırdım. Ve etkilendim ,izlemenizi tavsiye ederim :)
Bir kadın en çok neyden korkar ;
Terk edilmekten mi?
Yoksa sevdiği adamı başkasına aşık görmekten mi ,
Hayır bir kadın en çok ; unutulmaktan korkar.
Çünkü tüm o acılar, yaşanmışlıklar hatırlanmakta saklıdır aslında.
Unutulmak anıları boş bir kutuya hapsedip başka güzellikler aramaktır.
Ümidini feda etmiş o kadın;
Rüzgar alıp tüm geçmişi götürene kadar sever
Hatırlandığı kadar yazar, sustuğu kadar özler
Dahası..
Bir kadın bir adamın yanında işi bitine kadar durmaz
Ve tabi ki bu söylediğim şey kibar kadınlar için geçerlidir.
O narin elleri ancak bir adamı böylesine güzel sarmaya yetmiştir
Ancak o bir kelimeyi bin anlama dökmüştür.
Hepsinden azar azar değilde birinden bir bütün olmayı tercih etmiştir
Ve ancak o hüzünlerini gölgeleyip küçük mutluluklarla süslemiştir
O yetinmeyi bilmiş sonsuz sevmiştir
Ve tabi bu söylediğim de kibar kadınlar için geçerlidir...
Bile bile yanmaya hazır bir kadın,sevdiğinde elbiseleri lavanta kokar.
Gözlerinde daha önce göremediğiniz bir renkle size tüm samimiyetiyle gülümser
Güven duygusunu hiç tatmamış bir adama tüm geleceğini emanet eder
Kırılgan oluşları öyle uçan kuşa değilde sevdiği adama göre şekillenir.
Çünkü kadınlar kolay aldanır ve kolay üzülürler
Sizi affettikleri kabullendikleri anlamına gelmemelidir
Vazgeçemeyeceğinizi düşündüğünüzü anladıkları an
Gururları tüm gidişlere ön ayak olur.
İçinizi cız ettiren o topuk sesleri yavaşça uzaklaşır loş ışıklı kalbinizden
Ne diyorduk ;
Bir kadın en çok unutulmaktan korkar ...
Sen mi fazlasın bedenime ? Yoksa ben mi yetemiyorum kendime bilmiyorum. Bazen bir şeylerin gitmediğini fark ediyorum, geçiştiriyorum seni görünce. Yapmam gereken onca şey varmışta yapamayıp yanına kaçıyormuşum gibi.Sakin kalması gerekirdi şimdiye zamanın . Ama ömrü bitmiş kelebek gibi davranıyor bana günlerim. Alınacaklar listesi gibi kalbim planlı işliyor saatlerimiz.
Sizde kaçmayın hadi içinizde güzelliğin tasvirini yapın.
Yoklayın kalbinizi ben gibi. Bugün epey kurcaladı bu düşünce kafamı.
Asıl güzel olan neydi planlı olan sen mi zamansız olan ben mi ?
Elbette ki güzel olan sendin beni de kendine katıp günden güne güzelleştiriyordun hatta..
Hayatında annesinden başka tutunacak hiç bir şeyi olmayan bir kadının ağzından yazıyorum bunları.
Kime sorsam göreceli diyor Çoğalan sesleri kesmek için anlatmıyorum gerçek güzelliğimi. Bendeki tanımını masumiyet olarak geçiştiriyorum. ''Masumiyet'' evet kilit kelime bu hayatımda ki, ben bunca zaman masumiyeti sevdim bazıları çürük çıktı ağlanacak hallerine gülenler bile vardı. Gözleri görmekten körleşmiş gibiydi hepsi. Ya kanıyorlar ya kandırıyorlardı.
Onlardan çok kendimi dinlemeyi seviyorum bu yüzden yalan yok. Yalnız kalmakta denebilir kaçmıyorum hayır, biraz mola veriyorum arada. Sizde deneyin iyi gelen şeyleri yapın. Saçma hayatlara burnunuzu sokmadan tecrübe edinin yaşamadan öğrenin bir kerede masumiyetinizi kaybetmeden sevin. Güzelliği ancak öyle bulursunuz çünkü dışarıda değil , içeride bir yerlerde. Hissedin..
Derin bir nefes alıp yeniden başlayabilirsiniz böylece aramaya. Başkalarının güzelliklerini üzerinize sindirmeden silkelenin. Hayat sizi yormadan siz sıkı bir tempoya girin.
Delilik sokaklarda gezip içip sıçmak değil asıl delilik insanın kendini dinlemesidir çünkü. Kulak verin söyleyecek çok şeyi vardır eminim. Dinsin acılarınız artık, varınızı yoğunuzu kaybetmeden temellerini güzel atın diye yazıyorum bunları.
Mutlak güzellikler biriktirin siz ölünce de hatırlansın.. Geriye bıraktığınız bir kaç daire ve 2 çocuk olmasın. Geride hayallerini gerçekleştirmiş , gerçek güzelliğin nerede olduğunu bulmuş birini bırakın..
Buz Gibi Soğuk
Tess Gerrıtsen'ın nerdeyse tüm kitaplarını okudum , kitaplığımda çok özel bir yere sahip olan bu kadın California Üniversitesinden tıp mezunu olmuş , aslında bunun da hakkını veriyor çünkü romanlarında öyle bir betimlemeleri var ki gözünüze canlanıyor vücudunuzda hissediyorsunuz adeta.
Cerrahla başlayan bu macera en sevdiğim kitabı ''Buz gibi soğuk'' yaptı.
Bir çok insan Sherlock Holmes 'in tutkunudur. Bence polisiye roman , gerilim denildiğinde benim aklıma Tess Gerrıtsen'dan başka biri gelmiyor.
Bu romanın da soğukları iliklerinize kadar hissedeceksiniz ve bence elinizden bırakamayacaksınız. Kitabın sonlarına doğru tahmin yapma hakkı bile bırakmayan bu yazar sizi çok ama çok şaşırtacak. :)
DÖNÜŞÜM
Franz Kafka'nın bu romanın benim için en önemli özelliği insan psikolojisini bu kadar güzel bir betimlemeyle anlatması. İnce bir kitap olması meşgul olan insanların okumasını kolaylaştırıyor.
Ben yaklaşık 1 saatte bitirmiştim elimden bırakmak istemedim.
Bu kitabı okuduktan sonra yurt dışına çıktım bir proje sayesinde, ve en güzel tesadüfüm Çek Cumhuriyeti Prag'da Franz Kafka'nın evini ziyaret etmek oldu. Evi nehre yakın tam köşede küçük ve şirin bir ev. Belki nerede yaşadığını romanlarını okuyanlar merak etmiştir, diye yazıyorum.
Neyse biz kitap yorumumuza geri dönelim bu kitapta rutin hayatı olan bir adamın bir sabah uyandığında kendini hamam böceği olarak bulmasıyla hikaye başlıyor.
Bence bu gayet merak uyandırıcı bir sebeb okumanızı tavsiye ederim ! :)
Şimdi Ya da Asla
2007 yapımı olan bu filmin başrollerini Jack Nıcholson ve Morgon Freeman paylaşıyor. Aslında bu filmi izlemeniz için size şu 2 mükemmel insanın ismini vermem yeterli! :)
Filmde; ölmek üzere olan 2 zıt karakterin aslında nasıl güzel dost olabileceğini anlatıyor. Tesadüf eseri aynı odaya düşen iyimser ve kötümser olan bu iki adam harika bir plan yapıp kendilerine ''Ölmeden önce yapılması gerekenler listesi'' hazırlıyorlar
Sadece bununla kalmıyor aslında sizin kafanızda güzel bir soru işareti bırakıyorlar. Ya siz ölmeden önce ne yapmak isterdiniz ?
En azından ben bu filmi izlerken gerçekten yapmak isteyipte yapamadığım şeyleri düşündüm. Acısı tatlısı bir arada olan bu filmi izlerken çokça güleceksiniz.
Bugünlük benden bu kadar her zaman dediğim gibi yazması benden izlemesi sizden
İyi Seyirler dilerim :)
9 YORUMLAR
YORUMUNUZU BEKLİYORUM:)